Amorf


Bu sabah


aynaya baktığımda, 


bulanık bir yüz ile karşı karşıya kaldım.





Traş oldum, 


bıyığımı düzeltmeye çalıştım, 

görünüşümden kaçtım.




Şans getirsin 


diye 


aynayı parçaladım.





Yalvarırım 


bugün 


telefon sesi duyulmasın.





Dile dökecek 


kelime üretemiyor 


dudaklarım.





Görüntüler, 


kımıldamadan 


bağdaş kuruyorlar gözde.





Biçimsizlik


alıp başını 


iki yana dağılıyor.





Söz veriyorum,


bugün görmemen için 


evden çıkmayacağım.





Söz veriyorum,


bugün yüzümü kesip


yakışıklı olacağım.





Kendimi 


daha iyi sunacağım 


yakışıksız çizgilerimle.



Ve bugün

daha da


uyuyacağım.

Biraz daha 

kestireceğim;

çirkin, zararlı ve bozuk şeklimle.

Bileceğim ki; 

benden fazlaca dokuncalı varlıklar olacak, 

uykularımda ki düşsellikte.

O an,

daha da sağlıklı olacağım,

tel örgülerinde, ölü keçileri gördükçe.

Uyuyacağım 

ve 

bilmece soracağım:




” İşe yaramaz bir solucan.


Sırtı kambur, elleri küçük ve kristalden.


Terlemekten nefret ediyor.


Mart ayında, çiftleşenlerden de…”


 

 

 

H.Altıntaş > Siyah Gergedan

Reklamlar

Ödünleme


Hadi şimdi mışıl mışıl uyu.


Emanet et rüyalarını kanatlı güzel kadınlara.


Düşlerin perçemi olsun dokunupta okşayabildiğin.


Yalın, tek bir rüya ver uykularıma.


Dul bir kadın dursun karşımda,


göğsünden sütünü akıtan.


Yaşlı bir bilge getir düştüğüm çukuru kaplayan.


Genç bir kadın geçsin,


bacaklarının arasını hırpaladığım.


‘O’ kadın olsun, çocuklarımı içine saçtığım.


Doğursun beni, kan ile kaplı döl yolundan.








Şimdi otur ve dinlen!


Sakin kal ve yaşa!


Dua et ve haykır!


Kimse okumasa bile, tanrı bir yerlerde.


Görecek ne çok ışık, 


düşürecek ne kadar çok yıldız var gökyüzünde.








Hadi şimdi mırıldan şarkını yerçekiminin etkisiyle:






Kafam uğulduyor.


Ruhum atmosfer dışında.


Evet bölük pörçük.


Karşımda sakin kal.


Ne olur bir kez söyle.


Yalvar tanrıya.


Bir kez de olsa, öpücük kondur dudaklarından 


tanrının çocuğuna…

 

 

 

H.Altıntaş > Siyah Gergedan

Ouroboros



Zaman üzerimize düşürürken kalıntılarını, gece hiç aydınlanmadı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Uyurgezer bir kadın, düşlerinden elma bahçelerine açılan bir kapıdan içeri adımını attı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Deniz ürperdi, korkak aslanlaştı ve umut kendi kanını yaktı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Akıntının içinde görmüştü yüzlerini.


(Kediler hala sepetin içinde)


Cennet, sanıldığı kadar rahat değildi.


(Kediler hala sepetin içinde)


Cehennem ise gözlerini yakmıştı paslı bir demirle.


(Kediler hala sepetin içinde)


Dünya, savaşlarla barış içinde çocukları öldürüyordu.


(Kediler hala sepetin içinde)


Dur demek, kimsenin aklına gelmedi; bir çocuğu bombalar içinde izlerken.


(Kediler hala sepetin içinde)


Herkes kendinden sorumluydu o sabah; fıstık ezmesini sürerken yanmış insan etine.


(Kediler hala sepetin içinde)


Davetliler arasında bir tek tanrı eksikti.


(Kediler hala sepetin içinde)


Göklerden melek yağıyordu okyanusun üzerine.


(Kediler hala sepetin içinde)


Tanrı, teker teker kanatlarını kırıyordu başlarını kaldırdıklarında.


(Kediler hala sepetin içinde)


Yüzü kalmamıştı bakacak insanlığa.


(Kediler hala sepetin içinde)


Üç maymun bile tutuklanmıştı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Ruhu sakat bir kadın, kendinden daha fazla olgun bir adama çocuk demişti.


(Kediler hala sepetin içinde)


Bekliyordu yerleştirilmesi için zengin erkek spermini.


(Kediler hala sepetin içinde)


Küçük şeytanlar doğuracaktı, başka kalpleri küstüren.


(Kediler hala sepetin içinde)


Paçoz akıllanmamıştı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Savaşlar kimseyi uslandırmamıştı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Hayat kimseyi ölümle terbiye etmemişti.


(Kediler hala sepetin içinde)


Tanrı, kendi kurduğu düzene dönmüştü sırtını.


(Kediler hala sepetin içinde)


Bütün insanlık, tecavüze uğradı uygarlık tarafından.


(Kediler hala sepetin içinde)


Yürekler daha da çoraklaştı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Korkusundan bir yerlere saklandı gönüller.


(Kediler hala sepetin içinde)


Gecenin son kıvrımında biri çıkageldi, ay ışığı çeyreğinde.


(Kediler hala sepetin içinde)


Savaş yaraları sarmıştı bütün bedenini.


(Kediler hala sepetin içinde)


Gözleri güneşten daha sıcaktı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Aklı ile kalbi aynı tutkuları kavramıştı.


(Kediler hala sepetin içinde)


Bir yükseltinin üzerinden seslendi etrafındaki kalabalığa:


(Kediler hala sepetin içinde)


Bırakınca, bulamazsın kendini sarkacın dengesinde.


(Kediler hala sepetin içinde)


Bırakınca, ölüm gelir dadanır kapıya.


(Kediler hala sepetin içinde)


Bırakınca, aç karnına uyur insanlık.


(Kediler hala sepetin içinde)


Bırakınca, tanıyamazsın yüzünü bir su yansımasında.


(Kediler hala sepetin içinde)


Bırakınca, yeni bir tanrı doğuramazsın bana benzeyen.


(Kediler hala sepetin içinde)


Bırakınca, kediler büyümez tanrının kemiklerini kemirme isteğiyle.



    


              _________






Üşüyünce, 


ölüm yalnızca seni değil


beni de gebe bıraktı sevgiye.


Kediler büyüdü, sepet dağıldı.


Tanrı yeni bir buyruk yazdı,


sıfır kilometre bir peygambere.


Dedi ki: kendi bokunuzda yok olun! 




              _________                                       

   
                                                        




Kediler büyüdü, kaplanlaştı…







H.Altıntaş > Siyah Gergedan

Adının Hiç Bir Önemi Yok



Çok ağır geçti bu kış,


yakıcı ve acımasız…



Bir evsizin, 


paltosundan atıldım kapı dışarı.



Uşağı oldum kış mevsiminde, 


gülücük satıcılarının.



Aldandım,


çamurun içindeki tatlı sözlere.



Takılı kaldım, 


çaputtan yapılmış çiçeklere.



Üzüldüm ve ovuşturmadım gözlerimi,


aktı geçti mazgalların arasına.



Ruhum kristalleşti ve saçıldı, 


zemherinin ak sakallı karları arasından.



Her bir yalan,


doğurarak çoğalttı kendini biçimsizce.



Geriye ise, 


ne hayal kaldı, ne de doğru.



Artakalan yalnızca;


 ”sen ile bendik.”



Ve biliyordun, 


bir kış kadar sert olamazdım.



Bir kış kadar; 


yüreksiz olmayacak denli,


sıcakkanlıydım.



Sen baktın, 


ben oradaydım.


Ve bir yalanı alt edecek kadar canlıydın.


Benim kadar gerçek, 


benim kadar masal kahramanıydın.


İkimiz de aynı dilden, 


aynı pencereden bakarak yol aldık.


Doğru zamanda,


doğru ışığın altındaydık…





H.Altıntaş > Siyah Gergedan

Adam – Kadın ve Derviş [Konuşmalar]


A: Kireç, ateş ve kimlik.
 
K: Başka?
 
A: Para, yokuş, ve bakır.
 
K: Başka?
 
A: Elmas, dert, ve balık.
 
K: Başka?
 
A: Esvap, makas, ve kutu.
 
K: Başka?
 
A: Saray, ağaç ve bira.
 
K: Başka?
 
A: Maden, kent ve böcek.
 
K: Başka?
 
A: Yol, çöl ve ateş.
 
K: Başka?
 
A: Ev, evsiz ve çadır.
 
K: Başka?
 
A: Umut, siyah, ve mu- uuuu- uu- tt- l-l-uuuu- ll
 
K: Ne oldu?
 
A: M- u- u- t- t-ttttttt- lll
 
K: İyi misin?
 
A: Muuu- uuuuu- t-t-t-t- l-l- uuu- llll
 
K: İyi misin?
 
A: Söyleyemiyorum. M-m-m-m-m-m-m-m- uuuuuu-u-u-u
 
K: Neyi söyleyemiyorsun?
 
A: M- u-u-u-u- t-t-tttttt
 
K: Söyleyemediğin şey ne?
 
A: M-m-m-m-m-m-m-m-mm-mmmmmm-m- uuuu-u-u-uu
 
K: Sakin ol ve bana ne olduğunu söyle.
 
A: Söyleyemediğim şeyin cevabını nasıl vermemi istiyorsun! M- u-u-u-uuu
 
K: Tamam kızma! Şimdi sakinleş ve yeniden dene.
 
A: M-m-m- uuu- tt
 
K: Nefes al ve yeniden dene.
 
A: M- u-u-uuuuuuu- ttt- lll-l-l-l- u-u-u- llll
 
K: Düşünmeden dene.
 
A: M-uuuu- ttttt- lll- u-u-u
 
K: Bilincini köşeye koy.
 
A: M-u-u-u-u- t-t-tttttttttt- llllllllll-l-l-l
 
K: Düşünme.
 
A: M-m-m-m-m-m-m-m-m- uuuuuuu- t-t-t
 
K: Sakin ol.
 
A: M- u-u-u- ttttttt
 
K: Unutmaya çalış bilincini ve…
 
A: Kes sesini! M-m-m- u-u-u-u- ttt
 
K: Sadece yardım etmek istiyorum.
 
A: Sana sesini kes dedim! M-m-m-m- uuuuuuu- t-t-t
 
K: Kızmana gerek yok. Sadece yardım etmek istiyorum.
 
A: Yardımına ihtiyacım yok! M-u-u-u-u- t-t-t-t-t- l-l-l-l
 
K: Belki yardım edebilirim.
 
A: Bana bunu yapmadan önce düşünecektin! M-u-u-u-u- tttt-t-t-ttt-t
 
K: Ben mi?
 
A: M-m-m-m- u-u-uuuuuu- t-t-t-t
 
K: Ben mi?
 
A: M-m- u-u-u-u-uuuuu-uuuuu- tttt
 
K: Sana söylüyorum ben mi?
 
A: M-m-m-m- u-uuuu- t-t-t-t
 
K: Cevap ver bana!
 
A: M- u-u-uuuu- tt-t-t-t
 
K: Bana bakar mısın lütfen?
 
A: Ne var? M- u-u-uuu- ttt-t-t
 
K: Ne yaptığımı söyler misin?
 
A: M- u-u-u-u-u-u-uuuuuuuu- ttt-tttt- llll
 
K: Ne söylemiş olabilirim?
 
A: M-m-m-m-m-m- u-u-u-u-u-u-uuuuu
 
K: Sana ne söyledim de böyle oldu?
 
A: Bana, m-m-m-mmmmm- u-u-u-u- t-t-tttt- l-l-lll-l
 
K: Evet?
 
A: Bana, m-m-m-m-m- u-u-u-uuuuu- tttt
 
K: Nefes al ve yeniden dene.
 
A: Bana, m-m-m-m- uuuuuu- tttt- ll-l-l
 
K: Gayret et.
 
A: M-mmmmmm- u-u-u-u-u- t- l-lllll
 
K: Başaracaksın.
 
A: Hayır başaramayacağım! 
 
K: Ne söylemiş olabilirim?
 
A: M-m- u-u-uuuuu- ttttt- ll-l-l-l
 
 
     ___
 
 
 
D: Eski bir söz vardır;
 
 
birine aptal olduğunu söylersen o biri aptal olduğuna inanır diye…
 
 
Nereden çıktı bu söz diye düşünebilirsin.
 
 
Bunun konumuzla ne alakası var diye sorabilirsin.
 
 
Belki de sen haklısındır. 
 
 
Belki de konumuzla hiç alakası yoktur.
 
 

Belki de ben haklıyımdır, eski hikayeler 


konusunda…
 
 
Eski hikaye demişken,
 
 
kadının adama uzun uzun bakarak söylediği 

küçük bir hikaye vardır;
 
 
” mutlu olabileceğim son kişisin bu hayatta, 
 
kendimi yanında mutlu 
 
hissedeceğim son kişisin…” 
 

der kadın, adama.
 
 

Adam ise, öylece bakar.
 
 
Kadın ise, düşünmeden çekip gider.
 
 
Geride sözler yankılanır adamın kulaklarında; 
 
M-m-m-mm-mm- uuuu-u-u-u-u-u-uuuuuu-uuuu-u-u-

u-u- ttttttt-t-t-t-t-t- ttttttt- llll-l-ll-l-


l-l-l-l-l-l-lll- uuuu-u-u-u-u-uuuuu-u-u-u
 
 
O günden sonra herkes bilir ki; 
 
 
” Kişiler duygusuz kaldıklarında ölürler, 
 
kelimeler ise; yara aldıklarında.”

H.Altıntaş > Siyah Gergedan

22 Şubat

Tahta bir masa, ben ve kalabalık.
 
Boyuna gülüyoruz dünya yanarken içten içe.
 
Kimse sormuyor canın yandı mı bir daha.
 
Kimse sevmiyor çatırdayan plakları.
 
Kimse eskisi gibi pul biriktirmiyor.
 
Herkes aynı tadımlık gülüyor etrafına.
 
Zaman akmıyor uzaklaştıkça.
 
Sohbet koyulaştıkça koyulaşıyor.
 
İnsan yaşadıkça, umutlarını aldırıyor organlarını bağışlar gibi.
 
Karşımda kim olsa, aynı hizada bakıyor bana.
 
Cümleler, noktasız uzanıyor bitkin virgüllere.
 
Ve biz konuştukça, yelkenlerimizi indiremiyoruz sulara,
 
geri getiremiyoruz eskileri, 
alıp götürüyor seni serseri bir ağustos böceği.
 
Ardından hiç yaşanmamış gibi, kapı aralanıyor.
 
Bir güneş tanrıçası dolduruyor son yarayı sıvazladığım yeri.
 
Sadece gözlerim özlüyor, arkamda bıraktığım yeşil gözleri.
 
Sadece, sen kokuyor duygularım.
 
Dünya sadece senin önünde diz çöküyor.
 
Ruhum yalnızca sana hizmet ediyor gurursuzca.
 
Ve ben sessizce toparlanıyorum,
gider ayak bırakmayayım diye sende kalbimi.
 
Aklım sabırsızca bekliyor,
gözyaşlarını dudaklarımla silmeyi…

H.Altıntaş > Siyah Gergedan

Sessiz


“umarım hayatında sevecek bir şey bulursun” demişti ayrılırken. 

o duymadı ama ben ‘buldum’ demiştim içimden. o gün hep içimden konuştum duyulmamacasına. 

‘ben hep içimden konuşurum’ 

duymadılar, bende hep sustum ve içimden konuştum.  

‘ben hep içimden konuşurum’ 

onlar daha çok duymazlar, ben daha çok susarım ve içimden konuşurum. 

o gün bugün de öyle konuştum. böylece kimse duymadı onları sevdiğimi. 

kimse bakmadı ardına, duyulmadı diye sözlerim.

H.Altıntaş > Siyah Gergedan

Sermest


Acılar dudaklarımı kemirirken


ve dünya kapısı aralanırken kuytu bir köşede,

sevgi helâk olur demli çayımın yanında.




Koştukça yangın artar,


kişi ölür ve kalp yorgun düşer,


soluksuz kalır,


sevdiğinin koynunda.





Kelimeler şuursuz,


çiğnemiştir dili ile birlikte umutlarını, 


yutmuştur harflerini bıçak saplı güneşin altında,


kan tükürerek.

Bir sabah çağlayanında, düşer göklerden sorular,

ama boynu bükük kalır cevaplar,


dilsiz kalmıştır yumuşak başlı yağmur damlası,


aşkın elinde.





Dikiş tutmaz bir yara olmuştur, 


kişi tanımaz, ağıt yakmaz 


ve yok olmayan boşluk ağrısı sunmuştur kefen niyetine,


gece.





Öldürmüştür, 


can almıştır, 


nefessiz bırakmıştır kimsesiz sualler,


aşkın peşinde can atanı.






Sorar,


dumanlı ay ışığı gölgesinde;


‘Neden sevmedin ki beni?…’







H.Altıntaş > Siyah Gergedan

Etki

 
O kadar çok gülüşü heba ettik ki başkalarının koynunda, sonunda dayanamadık, bıraktık dudaklarımızı gölgelerin kıyısında.
Gözümüz kapalı kişiler aradık, aklımızı uçurumlara sürükleyen ve düşünmeden yürüyen, kararmış kalpler olduk.
Gördük görmesine gerçeği ama inanmak ve bastırmak istedik insana olan öfkemizi sevgiyle.
Sarıldık ölesiye vücutlarımıza, fısıldadık karanlıkta kulaklarımıza terk etmeme cümlelerini ve tutamadığımız sözler verdik birbirimize.
Bazen öyle bir baktık ki yüzlerimize, tüm yasalar, duyguların önünde meşru birer öpücük oldular gerçekliğini yitirip.
Ama önünde sonunda hep gittiler geriye baktırıp, söndürdüler kandildeki yanan cılız ışığı ve ben kış ile birlikte yağdım gökyüzünden. 


Belki düşerim, bacasında duman tüten evin çatısına, eritir beni bir başka mevsimde bir başka güneş.

H.Altıntaş > Siyah Gergedan

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑